Gökyüzünün Saklı Günü
Gökyüzünün Saklı Günü
Zürafa Zizi ormanın en uzun boylularındandı. Boynu uzundu, gözleri kocamandı, kalbi de en az boyu kadar büyüktü. Her sabah uyandığında ilk işi gökyüzüne bakmaktı.
O gün gökyüzü biraz farklıydı. Güneş her zamanki gibi ışıldıyordu ama bulutlar sanki fısıldaşıyordu. Zizi kulaklarını dikti. «Bugün özel bir gün olacak,» dedi kendi kendine.
Ormanın içine doğru yürüdü. Sincap Fıstık bir dalın üzerinde ceviz kırıyordu. «Fıstık, Fıstık!» diye seslendi Zizi. «Gökyüzü bugün saklanacak, duydun mu?»
Sincap Fıstık başını kaldırdı. «Saklanmak mı? Gökyüzü nasıl saklanır?»
«Gel de birlikte görelim,» dedi Zizi. Birlikte yürüdüler. Az ilerde küçük ayı Poti bal peteğinin başındaydı. «Poti! Gökyüzü saklanıyor. Gel bizimle!»
Poti şaşırdı ama meraklandı. Petekten ayrıldı, arkalarına takıldı. Sonra tavşan Mırmır, sonra kaplumbağa Ağır Aksak, sonra kirpi Diken katıldı onlara.
Hepsi ormanın açıklığındaki büyük çayıra vardılar. Zizi başını yukarı kaldırdı, uzun boynu sayesinde en önce o gördü. Güneş'in bir kenarı yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştı.
«Bakın, bakın!» dedi Zizi. Ay usulca Güneş'in önünden geçiyordu. Yavaş, çok yavaş. Sanki parmak ucuna basıp yürüyormuş gibi.
Kuşlar bir an sustu. Rüzgâr hafifledi. Çayır bir uykuya dalar gibi oldu. Poti Zizi'nin bacağına yaslandı. Fıstık kuyruğunu sardı. Diken dikenlerini yumuşattı.
«Korkma,» dedi Zizi. «Gökyüzü sadece göz kırpıyor. Az sonra gülümseyecek yine.»
Ve öyle oldu. Güneş yavaşça çıktı gölgenin arkasından. Işığı önce ince bir çizgi, sonra kocaman bir gülümseme oldu. Kuşlar tekrar öttü. Rüzgâr canlandı. Çayır uyandı.
Zizi arkadaşlarına baktı, sonra gökyüzüne. «Gördünüz mü?» dedi. «Gökyüzünün de saklı günleri vardır. Bize gösterirse çok şanslıyız demektir.»
Fıstık, Poti, Mırmır, Ağır Aksak ve Diken kafalarını salladılar. O gün eve döndüklerinde herkesin kalbinde küçük bir güneş, küçük bir ay vardı.
Bazen Ay, Güneş'in önünden yavaşça geçer. Gökyüzü kısa bir süre uyur gibi olur, sonra yine parlar. Buna güneş tutulması denir.
