Turuncu Yumağın Yolculuğu
Turuncu Yumağın Yolculuğu
Bir varmış, bir yokmuş; evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, yemyeşil dalların göğe değdiği neşeli bir ormanın kıyısında minik bir köy varmış. Bu köyün en ucunda, damı samandan, duvarları kerpiçten, pencereleri ise masmavi boyalı bir kulübe dururmuş. Bu kulübede Elif adında, yanakları al al, gözleri ışıl ışıl bir kız çocuğu yaşarmış. Elif, her sabah güneş daha yeni uyandığında, horozlar ilk şarkılarını söylerken kalkarmış. Elif’in en sevdiği şey, annesinin ona bayramlarda ördüğü o meşhur turuncu yün yumaklarıyla oynamakmış. Ama o gün Elif için çok farklı bir günmüş çünkü en sevdiği turuncu yumağı aniden ortadan kaybolmuş. Elif yatağın altına bakmış, saksıların arkasına uzanmış, hatta mutfaktaki ekmek sepetinin içine bile göz atmış ama turuncu yumak hiçbir yerde yokmuş. En sonunda, bahçe kapısının önündeki çitlerin arasından bir parça turuncu ipin ormana doğru uzandığını fark etmiş. Elif, merakla bu incecik ipin ucunu takip etmeye karar vermiş. Küçük adımlarıyla yumuşak otların üzerinde yürümeye başlamış.
Ormanın içi öyle güzelmiş ki, kuşlar şarkı söylüyor, kelebekler sanki Elif’le saklambaç oynuyormuş. Turuncu ip kıvrıla kıvrıla, kocaman meşe ağaçlarının arasından, gümüş gibi parlayan derelerin yanından geçiyormuş. Elif yorulmadan, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle ipi takip etmeye devam etmiş. Çevresine bakarken her ağacın kendisine selam verdiğini, her çiçeğin ona gülümsediğini hayal ediyormuş. Kendi kendine, yumağım nereye gidiyor acaba, diye mırıldanıyormuş. İp bazen bir taşın altına giriyor, bazen bir çalıya takılıyormuş ama Elif her seferinde onu dikkatle kurtarıp yoluna devam ediyormuş. Elif yolun yarısına geldiğinde, büyük bir kayanın önünde duran Gri Tavşan ile karşılaşmış. Gri Tavşan’ın ellerinde bir sürü yeşil yaprak varmış. Elif hemen tavşana selam vermiş ve sormuş: Merhaba sevimli tavşan kardeş, buralardan geçen turuncu bir yumak gördün mü? Gri Tavşan uzun kulaklarını sallamış ve yanıt vermiş: Evet küçük kız, az önce yuvarlanarak geçti. Öyle hızlıydı ki, sanki bir kuş gibi uçuyordu. Tepeye doğru gitti, eğer acele edersen ona yetişebilirsin.
Elif, nazik tavşana teşekkür etmiş ve ipin ucunu sıkıca tutarak tepeye doğru tırmanmaya başlamış. Tırmanırken bacakları biraz yorulmuş ama vazgeçmemiş. Tepenin en yukarısına vardığında kocaman bir çınar ağacı görmüş. İpin ucu tam da bu çınar ağacının altına kadar uzanıyormuş. Elif yaklaştıkça bir ses duymuş: Tık tık tık, kıtır kıtır... Merakla eğilip çalılıkların arasına bakmış. Bir de ne görsün? Turuncu yumağı olduğu gibi duruyormuş ama üstünde minicik bir Sincap ailesi varmış. Anne sincap, yumağın yumuşacık yünlerini kullanarak yavrularına sıcak bir yatak yapmaya çalışıyormuş. Yavru sincaplar ise yünlerin üzerinde uyukluyor, mışıl mışıl uyuyorlarmış. Elif onları görünce çok şaşırmış. Kendi kendine, demek yumağım bu güzel yuvaya yardım etmek için kaçmış, diye düşünmüş. O kadar masum ve tatlı görünüyorlarmış ki, Elif yumağını geri alıp onları uyandırmaya kıyamamış. Yavaşça geri çekilmiş ve sincapların rahatsız olmaması için parmak ucunda yürümüş. Elif tam geri dönecekken, Anne Sincap gözlerini açmış ve Elif’i görmüş. Minik elleriyle Elif’e bir adet en tazesinden fındık uzatmış. Elif bu hediyeyi sevgiyle almış.
Anne Sincap sessizce teşekkür eder gibi başını sallamış. Elif, yumağının artık emin ellerde olduğunu biliyormuş. Sincap ailesi bu yünler sayesinde kışın hiç üşümeyecek, sıcacık bir yuvada uyuyabileceklermiş. Elif o an anlamış ki, bir eşyayı paylaşmak bazen onu kullanmaktan çok daha büyük bir mutluluk verirmiş. Paylaşmak, sadece oyuncak vermek değil, başkasının kalbini de ısıtmakmış. Elif, cebinde sincap kardeşin hediyesi olan fındıkla, yüzünde huzurlu bir ifadeyle evine doğru yürümeye başlamış. Dönüş yolu ona gelişinden daha kısa gelmiş. Arkasına döndüğünde orman sanki ona teşekkür ediyormuş gibi yapraklarını sallıyormuş. Elif kulübesine vardığında annesi onu kapıda karşılamış. Elif olanları bir bir anlatmış. Annesi Elif’in saçlarını okşamış ve demis ki: Güzel kızım, sen bugün sadece bir yumak değil, koca bir sevgi yuvası hediye ettin. En büyük zenginlik, başkasına yardım edebilmektir. O gece Elif, turuncu yumağı olmadan da çok huzurlu bir uykuya dalmış. Rüyasında sincap yavrularının turuncu yünler üzerinde nasıl neşeyle zıpladığını görmüş. Ormandaki tüm canlılar, Elif’in bu iyiliğini kuşaktan kuşağa anlatmış durmuşlar.
Gökten üç elma düşmüş; biri iyilik yapanların başına, biri paylaşmayı bilenlere, biri de bu masalı dinleyen uslu çocukların kalbine. Masal da burada bitmiş, huzur her yere yayılmış. En güzel uykular seninle olsun, tatlı rüyalar her zaman senin yanında kalsın. Merhamet ve sevgi, senin en güzel yumağın olsun. İyilik her zaman kazanır, sevgi her zaman kapıları açarmış. Bu masal da burada, hepimizin kalbinde bir çiçek gibi açmış.