Prenses Ela ve Masal Kuşu
Prenses Ela ve Masal Kuşu
Bir varmış, bir yokmuş, masmavi gökyüzünün altında, pamuk şeker gibi bulutların arasında Gümüş Kanatlı Kuşlar Ülkesi varmış. Bu ülkede bütün kuşlar şarkı söyleyerek uyanır, güneş her sabah pencerelerine en güzel ışıklarını gönderirmiş. Bu güzel ülkenin çok neşeli bir prensesi varmış. Prenses Ela, küçük, sarı saçlı ve her zaman gülümseyen bir kızmış. Ela’nın en sevdiği şey, sarayın bahçesindeki dev çınar ağacının altında oturup kuşlarla konuşmakmış. Kuşlar ona uzak diyarlardan haberler getirir, o da kuşlara kıtır ekmekler ve taze meyveler ikram edermiş. Bir gün bahçede otururken, gökyüzünden süzülerek gelen minik, simli bir tüy görmüş. Tüy yavaşça Ela’nın avucuna konmuş. Bu tüy, sadece kalbi sevgi dolu olanların görebileceği Masal Kuşu’nun tüyüymüş. Ela, tüye dokununca birden bahçedeki çiçekler daha parlak, ağaçlar daha uzun görünmeye başlamış. Masal Kuşu, çınar ağacının dalına konmuş ve Ela’ya demiş ki: Prenses Ela, ormanın derinliklerinde rengini kaybetmiş bir bahçe var. O bahçeye neşe götürebilir misin? Ela hemen hazırlıklara başlamış. Küçük heybesini yanına alıp yola çıkmış.
Yanına arkadaşı olan pofuduk tavşanı Tonton’u da almış. Birlikte yeşil çimenlerin üzerinde yürümeye başlamışlar. Yürürken dereler şırıl şırıl akıyor, rüzgar yaprakları fısıldayarak sallıyormuş. Prenses Ela ve Tonton, yol boyunca ormandaki diğer hayvanlarla selamlaşmışlar. Bilge Kaplumbağa’ya yol sormuşlar, o da ağır ağır kafasını çıkarıp onlara en güzel yolu göstermiş. Prenses Ela, yolculuk sırasında her canlıya nazik davranmış. Yoldaki karıncaların üzerine basmamış, susamış bir çiçeğe matarasıyla su vermiş. Sonunda Masal Kuşu’nun bahsettiği sessiz ve renksiz bahçeye varmışlar. Bahçedeki tüm güller gri, tüm otlar solgunmuş. Kelebekler bile artık uçmuyor, bir kenarda bekliyormuş. Buradaki her şey çok üzgün göründüğü için renklerini kaybetmişler. Prenses Ela, bahçenin ortasına oturmuş ve en sevdiği, en neşeli şarkısını söylemeye başlamış. Sesi o kadar tatlı ve yumuşakmış ki, yerdeki minik tohumlar bile uyanıp onu dinlemeye koyulmuş. Ela şarkı söylerken Tonton da patileriyle tempo tutmuş. Birden bahçenin derinliklerinden bir kıpırtı gelmiş. Bahçenin gizli köşesinde duran Sihirli Çeşme, Ela’nın şarkısını duyunca tekrar akmaya başlamış. Çeşmeden akan sular gümüş gibi parlıyormuş.
Ela, gümüş sulardan avucuna alıp gri güllerin üzerine serpmiş. O anda bir mucize gerçekleşmiş ve güller kıpkırmızı, sapsarı ve pespembe oluvermiş. Kelebekler kanatlarını çırparak havalanmış ve Ela’nın etrafında dönmeye başlamışlar. Bahçe bir anda gökkuşağının tüm renklerine bürünmüş. Güllerin mis kokusu tüm ormana yayılmış. Kuşlar tekrar şarkı söylemiş, arılar vızıldayarak çiçeklere konmuş. Bahçe artık dünyanın en mutlu yeriymiş. O sırada gökyüzünden Masal Kuşu süzülerek yanlarına gelmiş. Ela’nın omzuna konarak ona bir sır fısıldamış. Masal Kuşu, dünyadaki en büyük sihrin sevgi ve nezaket olduğunu söylemiş. Ela’nın kalbindeki bu güzel sevgi, solmuş bir bahçeyi bile canlandırmış. Prenses Ela ve Tonton, bahçedeki hayvanlarla bütün gün oyunlar oynamışlar. Akşam olup güneş batmaya başladığında, gökyüzü turuncu ve mor renklere boyandığında, geri dönme vakti gelmiş. Bahçedeki her canlı onlara teşekkür etmiş. Tavşan Tonton çok yorulmuş olsa da kalbi huzurla doluymuş. Ela, sarayına döndüğünde yatağına uzanmış ve o gün yaşadıklarını düşünmüş. Artık biliyormuş ki, çevresine gülümsediğinde ve iyilik yaptığında her yer bir masal ülkesine dönüşebilirmiş.
O gece Ela rüyasında yine Masal Kuşu’nu görmüş. Masal Kuşu ona gülümsüyormuş. Ela mışıl mışıl uyurken, odasının penceresinden giren ay ışığı saçlarını parlatıyormuş. Bütün orman sakince uykuya dalmış. Gökten üç elma düşmiş. Biri bu masalı anlatana, biri dinleyenlere, biri de kalbi iyilikle dolu olan tüm küçük çocuklara gitmiş. Masal burada bitmiş ama Ela’nın iyilikleri her gün devam etmiş. Sen de Prenses Ela gibi etrafına gülümsersen, dünyan her zaman renkli ve neşeli kalırmış. İyi uykular tadlı rüyalar çocuklar.