Pofuduk ve Bilge Tonton
Pofuduk ve Bilge Tonton
Güneşli Orman’ın en ucunda, kocaman kulakları ve pamuk gibi tüyleri olan minik tavşan Pofuduk yaşarmış. Pofuduk, sabahları erkenden uyanmayı, çimenlerin üzerindeki çiğ damlalarıyla oynamayı ve en çok da yeni arkadaşlar edinmeyi severmiş. O sabah uyandığında burnuna çok güzel bir koku gelmiş. Bu koku taze nanelerin ve tatlı elmaların kokusuymuş. Pofuduk, burnunu hızla oynatarak kokunun peşinden gitmeye karar vermiş. Zıp zıp zıplayarak masmavi nehrin kenarına kadar gelmiş. Orada daha önce hiç görmediği birini görmüş. Bu, sırtında küçük bir ev taşıyan, yavaş ama kendinden emin adımlarla ilerleyen Kaplumbağa Tonton’muş. Pofuduk, merakla Tonton’un yanına yaklaşmış ve yumuşak bir sesle merhaba demiş. Tonton, başını yavaşça dışarı çıkarmış ve gülümseyerek karşılık vermiş. İkisi o gün ormanda birlikte yürümeye karar vermişler.
Pofuduk çok hızlı zıplıyormuş ama Tonton’un adımları biraz daha yavaşmış. Tavşan Pofuduk önce önden koşuyor, sonra geri dönüp Tonton’u bekliyormuş. Tonton ona hiç kızmıyormuş, sadece sakin bir şekilde gülümsüyormuş. Yol boyunca Pofuduk ona ormanın en hızlı akan derelerini ve en yüksek ağaçlarını anlatmış. Tonton ise Pofuduk’un hiç fark etmediği şeyleri göstermiş. Mesela, yaprakların altındaki minik uğur böceklerini, taşların arasındaki renkli yosunları ve çiçeklerin içindeki gizli bal damlalarını hep Tonton fark etmiş. Pofuduk, bu kadar küçük şeylerin ne kadar güzel olduğunu görünce çok şaşırmış. Hızlı koşarken meğer ne çok şeyi kaçırıyormuş. Arkadaşının yavaşlığı aslında ona dünyayı daha dikkatli izlemeyi öğretiyormuş. Bir süre sonra meyve bahçesine varmışlar ve oradaki en sulu elmaları beraberce yemişler. Pofuduk, elmasını yerken Tonton’un bilgeliğine hayran kalmış.
Yürüyüşlerine devam ederken ormanın içindeki Büyük Meşe ağacının altına gelmişler. Burada Mavi Kuş Cikcik ile karşılaşmışlar. Cikcik, küçük kanatlarını çırparak telaşla bir o yana bir bu yana uçuyormuş. "Ne oldu Cikcik?" diye sormuş Pofuduk. Cikcik, yuvasındaki en sevdiği parlak taşı düşürdüğünü ve onu bulamadığını söylemiş. Pofuduk hemen sağa sola zıplamaya başlamış. Çalılıkların içine bakmış, ağaçların arkasına gitmiş ama taşı bulamamış. O sırada Tonton yavaşça yere bakmış. Eğilmiş, otların arasına dikkatlice süzülmüş ve az sonra ağzında parlayan mavi bir taşla geri dönmüş. "İşte burada duruyordu," demiş Tonton. Cikcik çok mutlu olmuş ve onlara teşekkür etmiş. Pofuduk, sabırlı olmanın ve dikkatli bakmanın bazen en hızlı koşmaktan daha önemli olduğunu o an bir kez daha anlamış. Tonton’un sessizliği ve dikkati sayesinde arkadaşları mutlu olmuş.
Güneş yavaş yavaş tepelerin arkasına saklanmaya başlarken, orman turuncu ve pembe renklere boyanmış. Pofuduk ve Tonton beraber bir tepenin yamacına oturup manzarayı izlemişler. Pofuduk, "Bugün seninle çok güzel şeyler öğrendim Tonton," demiş. "Hızlı gitmek bazen güzel ama yolda gördüğümüz arkadaşları, çiçekleri ve küçük taşları fark etmek için bazen durmak gerekiyormuş." Tonton, bilgece başını sallayarak cevap vermiş: "Zaman her şeye yeter sevgili arkadaşım, yeter ki neye baktığımızı bilelim." İki arkadaş o akşam birlikte yıldızları saymaya başlamışlar. Gökyüzündeki her bir yıldız onlara ayrı bir hikaye anlatıyormuş gibi gelmiş. Pofuduk, ilk defa bu kadar uzun süre kıpırdamadan oturmuş ama hiç sıkılmamış. Çünkü yanında en iyi dostu varmış ve kalbi huzurla doluymuş. Ormanın sessizliği onları sakin bir uykuya hazırlıyormuş.
Ertesi sabah Pofuduk uyandığında yine o güzel kokuyu duymuş ama bu sefer acele etmemiş. Önce gerinmiş, sonra dışarı çıkıp güneşin doğuşunu izlemiş. Tonton’un yanına gitmek için yavaş adımlarla yola koyulmuş. Yolda giderken gördüğü her hayvana selam vermiş. Karıncaların nasıl çalıştığını izlemiş, bir çiçeğin üzerindeki kelebeğin kanat çırpışını incelemiş. Tonton’un evinin önüne vardığında onu bir sürpriz bekliyormuş. Tonton, Pofuduk için ormandaki en tatlı havuçları toplamış ve bir sepetin içine koymuş. "Bunlar bugünkü kahvaltımız için," demiş Tonton. Birlikte kahvaltı yaparken ormandaki diğer arkadaşlarının seslerini dinlemişler. Artık Pofuduk her saniyeyi daha değerli yaşıyormuş. Acele etmeden de mutlu olunabileceğini, paylaşmanın ve beklemenin ne kadar kıymetli bir sevgi olduğunu kalbinde hissetmiş. Her gün yeni bir macera ama her an yeni bir sakinlik varmış.
Güneşli Orman’da o günden sonra her şey biraz daha huzurlu olmuş. Pofuduk ve Tonton bazen hızlı bazen yavaş ama hep yan yana yürümeye devam etmişler. Diğer hayvanlar da bu dostluktan ilham alarak birbirlerine daha nazik davranmaya başlamış. Ormanın her köşesinde bir gülümseme, her ağaç altında bir dost sohbeti duyulur olmuş. Masal bu ya, iyilik ve sabır her zaman en güzel yol arkadaşıymış. Pofuduk, küçük kalbinde taşıdığı bu büyük sevgiyle her gece huzurla uykuya dalıyormuş. Uykusunda bile arkadaşı Tonton ile çiçekli tarlalarda gezdiğini görüyormuş. Dostluk, dünyadaki en güzel şeymiş ve paylaştıkça çoğalıyormuş. Hepimiz bazen durup etrafımızdaki güzelliklere bakabiliriz. Tıpkı küçük Pofuduk gibi, yavaşlamanın tadını çıkarabiliriz. Güzellikler her zaman yanımızdadır, yeter ki kalbimizle bakmayı bilelim. Gökten üç elma düşmüş; biri bu masalı anlatana, biri dinleyene, biri de dünyadaki tüm dostlara.