Pofuduk Bulut ve Akçiçek
Pofuduk Bulut ve Akçiçek
Gökyüzünde pamuk şekerine benzeyen kocaman pembe bir bulut, yemyeşil bir vadinin üzerinde yavaşça süzülüyordu. Bu bulutun adı Pofuduk idi. Pofuduk, diğer bulutlar gibi hızlıca koşmayı değil, çiçekleri izlemeyi ve kuşlarla havada dans etmeyi çok seviyordu. Bir gün vadiye baktığında, aşağıda boynu bükülmüş, yaprakları birazcık solmuş küçük bir papatya gördü. Papatyanın adı Akçiçek idi. Akçiçek normalde çok neşeliydi ama güneş o gün o kadar parlaktı ki, küçük papatya birazcık yorulmuş ve susamıştı. Pofuduk yukarıdan aşağıya bakarken, dostu Akçiçek’in mutsuz olduğunu hemen anladı ve ona yardım etmek için gülümsedi. Ancak bir sorun vardı; Pofuduk henüz nasıl yağmur damlası yapacağını bilmiyordu. Bulutlar okulunda bu dersi henüz işlememişlerdi ama içindeki sevgi ona bir yol bulacağını fısıldıyordu.
Pofuduk hemen gökyüzündeki en bilge bulut olan Gümüş Sakallı Bulut’un yanına gitti. Gümüş Sakallı Bulut, geceleri ay ışığıyla parlayan, dev gibi ama çok nazik bir buluttu. Pofuduk ona durumu anlattı: Sevgili bilge bulut, aşağıdaki küçük papatya susamış ve biraz solmuş. Ona nasıl su verebilirim? Ben sadece yumuşak ve pembeyim, yağmur damlalarım nerede? Gümüş Sakallı Bulut hafifçe gürledi ama bu korkutucu bir ses değil, bir kahkahaydı. Küçük Pofuduk, dedi bilge bulut, yağmur sadece gök gürültüsüyle gelmez. Bazen bir bulutun kalbi çok sevgiyle dolduğunda, o sevgi yavaşça süzülüp can suyu olur. Sen sadece Akçiçek’in yanına git, ona en güzel şarkını söyle ve ne kadar çok sevildiğini hissettir. Gerisi kendiliğinden gelecektir. Pofuduk bu cevaba çok şaşırdı ama hemen yola koyuldu.
Pofuduk vadiye doğru hızla alçaldı. Yol boyunca rengarenk kelebeklerle selamlaştı, rüzgarla yarıştı. Akçiçek’in tam üzerine geldiğinde, güneşin yakıcı ışığını kesti ve küçük papatyaya serin bir gölge oldu. Akçiçek başını hafifçe kaldırdı, yapraklarını kıpırdattı ve üzerindeki bu pembe yumuşak bulutu görünce gülümsedi. Teşekkür ederim Pofuduk, dedi zayıf bir sesle, gölgen beni çok rahatlattı. Pofuduk hemen bilge bulutun tavsiyesini hatırladı. En yumuşak sesiyle bir şarkı mırıldanmaya başladı. Bu şarkı nehrin şırıltısı, rüzgarın fısıltısı ve kuşların cıvıltısı gibiydi. Pofuduk şarkı söyledikçe büyüdü, büyüdü ve kalbi sevgiyle dolup taştı. O kadar mutlu ve heyecanlıydı ki, birden gövdesinde küçük, parıltılı tıp tıp sesleri duyulmaya başladı. Bunlar ilk yağmur damlalarıydı ama sıradan damlalar değillerdi. Her biri elmas gibi parlıyor ve mis gibi çiçek kokuyordu.
Yağmur damlaları tıp tıp tıp diye Akçiçek’in üzerine düşmeye başladı. Papatya her bir damlayla biraz daha canlandı, yaprakları dikleşti ve ortasındaki sarı göbek parlamaya başladı. Akçiçek o kadar mutlu olmuştu ki, kökleriyle toprağın derinliklerinden gelen bu tazeliği içine çekti. Vadi bir anda neşeyle doldu. Çevredeki diğer küçük çiçekler de başlarını kaldırıp bu özel yağmurun tadını çıkardılar. Pofuduk şaşkınlıkla kendi damlalarını izliyordu. Meğer yağmur yağdırmak için sadece gri ve büyük olmak gerekmiyormuş; sevgi ve yardım etme isteği en güzel yağmuru başlatmaya yetiyormuş. Yağmur dindiğinde, gökyüzünde harika bir gökkuşağı belirdi. Bu gökkuşağı sanki Pofuduk ile Akçiçek’i birbirine bağlayan renkli bir köprü gibiydi. Gökkuşağının her bir rengi gökyüzünü bir bayram yerine çevirdi.
Akçiçek neşeyle dans ederek Pofuduk’a seslendi: Canım dostum, bana en büyük hediyeyi verdin. Artık kendimi çok güçlü hissediyorum. Pofuduk da çok mutluydu çünkü birine yardım etmenin verdiği o sıcak his, güneşten bile daha parlaktı. O günden sonra Pofuduk her gün vadinin üzerinde gezinmeye devam etti. Ne zaman bir bitkinin suya ihtiyacı olsa, hemen oraya gidip en tatlı şarkısını söyledi. Diğer küçük bulutlar da Pofuduk’tan bu sırrı öğrendiler. Artık gökyüzündeki tüm bulutlar, sadece rüzgar istediği için değil, kalplerindeki sevgi taştığı için yağmur yağdırıyorlardı. Vadideki ağaçlar daha uzun, çiçekler daha renkli ve meşeler daha görkemli oldu. Doğa, bu sevgi dolu bulutun hikayesini kuşaktan kuşağa anlattı. Pofuduk artık sadece pembe bir bulut değil, vadinin koruyucu meleği gibiydi.
Güneş batarken vadi turuncu ve mor renklere büründü. Akçiçek yapraklarını yavaşça kapattı ve huzurlu bir uykuya daldı. Pofuduk da gökyüzünün yumuşak köşesine kıvrıldı. Yıldızlar birer birer yanmaya başladığında, gökyüzü sessizliğe gömüldü. Pofuduk o gece rüyasında tüm dünyanın rengarenk çiçeklerle dolduğunu gördü. Masalımız da burada biterken, bizlere şunu hatırlattı: Küçük bir iyilik, birinin dünyasını değiştirebilir. Tıpkı Pofuduk’un küçük bir şarkıyla koskoca bir tarlayı canlandırması gibi, kalp ne kadar sevgiyle dolarsa, hayat da o kadar güzelleşir. Yarın sabah güneş doğduğunda, her çocuk birer küçük Pofuduk gibi etrafına neşe ve yardım götürebilir. Şimdi gözlerimizi kapatalım ve pembe bulutların üzerinde, mis kokulu papatyalarla dolu bir rüyaya dalalım. İyi uykular, güzel yarınlar.