Kuzu Pamuk ve Mavi Uçurtma
Kuzu Pamuk ve Mavi Uçurtma
Güneşli tepelerin arasında, pofuduk bulutlara benzeyen bembeyaz tüyleriyle küçük kuzu Pamuk yaşarmış. Pamuk, her sabah taze çimenlerin kokusuyla uyanır ve neşeyle zıplayarak dere kenarına gidermiş. O kadar yumuşak ve tatlıymış ki, çiçekler bile o geçerken ona selam verirmiş. Pamuk’un en sevdiği şey oyun oynamakmış. Ancak Pamuk bazen ellerindeki oyuncakları veya topladığı güzel taşları diğer arkadaşlarıyla paylaşmak istemezmiş. Kendi küçük dünyasında, her şeyin sadece kendisine ait olmasını istermiş. Arkadaşları tavşan Zıpzıp ve kaplumbağa Tıstıs yanına geldiğinde, Pamuk hemen oyuncaklarını arkasına saklar, "Bunlar benim!" dermiş. Arkadaşları bu duruma biraz üzülürmüş ama yine de Pamuk’a gülümsemeye devam ederlermiş. Çünkü onlar paylaşmanın ne kadar güzel bir duygu olduğunu biliyorlarmış. Pamuk ise yalnız başına oynamanın bazen biraz sıkıcı olduğunu fark etmeye başlamış ama yine de alışkanlığından vazgeçemiyormuş.
Bir bahar sabahı, ormanın neşeli meydanında büyük bir piknik düzenlenmiş. Herkes evinden en sevdiği yiyecekleri ve oyuncakları getirmiş. Tavşan Zıpzıp kocaman bir sepet havuç getirmiş, Kaplumbağa Tıstıs ise bahçesinden topladığı en sulu elmaları biriktirmiş. Pamuk ise o sabah çok şanslıymış. Annesi ona pırıl pırıl parlayan, masmavi bir uçurtma yapmış. Uçurtmanın kuyruğu gökkuşağı renklerindeymiş ve rüzgarda şıp şıp diye ses çıkarıyormuş. Pamuk uçurtmasını kimsenin ellemesini istemiyormuş. Piknik alanına vardığında uçurtmasını sıkı sıkı tutmuş. Diğer arkadaşları el ele vermiş, getirdikleri meyveleri birbirlerine ikram ederek neşeyle gülüyorlarmış. Zıpzıp, Pamuk’u görünce yanına koşmuş ve "Pamuk, gel beraber elma yiyelim, sonra da senin muhteşem uçurtmanı uçuralım!" demiş. Pamuk hemen kaşlarını hafifçe çatmış ve "Hayır, bu uçurtma çok özel, sadece ben uçurabilirim," diyerek uzak bir köşeye gitmiş. Kaplumbağa Tıstıs yavaşça başını sallamış, arkadaşının bu tavrına üzülmüş ama onu zorlamamış. Herkes bir arada oyunlar oynarken Pamuk tek başına ağacın altında oturup uçurtmasına bakıyormuş.
Rüzgar hafifçe esmeye başlayınca Pamuk uçurtmasını uçurmaya karar vermiş. Koşmaya başlamış, uçurtma havalanmış. Mavi uçurtma gökyüzünde süzülürken gerçekten çok güzel görünüyormuş. Pamuk başta çok mutlu olmuş ama bir süre sonra uçurtmanın ipi elinden kayıvermiş. Rüzgar aniden sertleşince koca uçurtma büyük bir meşe ağacının en yüksek dalına takılıp kalmış. Pamuk ne yapacağını şaşırmış. Ağaca tırmanmaya çalışmış ama bacakları çok kısa kalmış. "Uçurtmam, canım uçurtmam!" diye ağlamaya başlamış. Tek başına ne kadar uğraşsa da o yüksek dala ulaşması imkansızmış. O sırada arkadaşları Zıpzıp ve Tıstıs, Pamuk’un üzgün olduğunu görüp hemen yanına koşmuşlar. Ne olduğunu sormuşlar. Pamuk utanarak, "Uçurtmam ağaçta kaldı ve ben onu kurtaramıyorum," demiş. Bir an sessizlik olmuş. Pamuk, onların "Bizimle paylaşmamıştın, şimdi de biz sana yardım etmiyoruz," diyeceklerinden korkmuş. Ama arkadaşları öyle yapmamışlar. Yumuşak kalpli dostlar hemen el birliğiyle bir plan yapmışlar. Paylaşmanın sadece oyuncakları değil, sorunları da bölüştüğünde hafiflediğini biliyorlarmış.
Kaplumbağa Tıstıs, "Merak etme Pamuk, hep birlikte halledebiliriz," demiş. Tıstıs sağlam kabuğunun üzerine Tavşan Zıpzıp’ın çıkmasını istemiş. Zıpzıp, Tıstıs’ın üzerine çıkmış ama hala dala yetişemiyormuş. "Pamuk, hadi sen de benim omuzlarıma çık!" diye seslenmiş Zıpzıp. Pamuk şaşırmış. Arkadaşları ona hiç kızmamış, aksine en sevdikleri oyunları bırakıp ona yardıma gelmişlerdi. Pamuk yavaşça Zıpzıp’ın omuzlarına tırmanmış. En üste çıktığında artık dala uzanabiliyormuş. Dikkatlice uzanmış ve mavi uçurtmanın ipini yakalamış. Aşağı inerken hepsinin yüzünde kocaman bir gülümseme varmış. Uçurtma kurtulmuştu! Pamuk uçurtmayı eline aldığında kalbinde sıcacık bir his duymuş. Bu his, tek başına uçurtma uçururken hissettiğinden çok daha güçlü ve güzelmiş. Arkadaşlarının karşılık beklemeden ona yardım etmesi, Pamuk’un içindeki bencillik duygusunu eritip gitmiş. Artık paylaşmanın sadece bir şeyleri vermek olmadığını, aslında beraber mutlu olmak olduğunu anlamış. Arkadaşlarına sarılmış ve "Teşekkür ederim, siz olmasaydınız asla başaramazdım," demiş.
O andan itibaren piknik alanı çok daha neşeli bir yer haline gelmiş. Pamuk, mavi uçurtmanın ipini önce Zıpzıp’a vermiş, sonra Tıstıs’a. Uçurtma gökyüzünde bir o yana bir bu yana süzülürken üç arkadaş da ipi sırayla tutmuşlar. Birlikte koştukça uçurtma daha da yükseğe çıkmış. Pamuk fark etmiş ki, bir oyuncağı tek başına tuttuğunda sadece bir kişi mutlu oluyor, ama paylaştığında mutluluk katlanarak artıyor. Daha sonra hep beraber Zıpzıp’ın havuçlarını ve Tıstıs’ın elmalarını yemişler. Pamuk da evden getirdiği küçük kurabiyelerini arkadaşlarına tek tek ikram etmiş. Artık sakladığı hiçbir şey yokmuş. Hatta en sevdiği renkli taşlarını bile getirip arkadaşlarına hediye etmiş. Güneş batarken ve gökyüzü turuncuya boyanırken, Pamuk hayatının en güzel gününü geçirdiğini biliyormuş. Paylaşmak, kalbinde yeni pencereler açmış ve kendini hiç olmadığı kadar hafif ve huzurlı hissetmesini sağlamış. Arkadaşlık, sahip olunan her türlü eşyadan çok daha kıymetliymiş.
Akşam olup herkes evine dönerken, Pamuk annesinin yanına gitmiş ve gün boyu olanları anlatmış. Annesi onun başını sevgiyle okşamış. Pamuk, "Anneciğim, bugün paylaşmanın bir büyü olduğunu anladım. Bir şeyi paylaştığın zaman o şey azalmıyor, aksine sevgimiz çoğalıyor," demiş. Annesi gülümsemiş ve "Haklısın yavrum, iyilik ve yardımlaşma paylaştıkça büyüyen en güzel hazinedir," diye yanıt vermiş. Pamuk o gece yatağına yattığında, dışarıdaki ağaçların arasından süzülen rüzgarın sesini dinlemiş. Artık biliyormuş ki, yarın yeni bir gün doğduğunda arkadaşlarıyla paylaşacağı daha pek çok oyun ve pek çok mutluluk olacaktı. Nazik olmak ve elindekileri sevdikleriyle bölüşmek, onu ormandaki en mutlu kuzu yapmıştı. Tüm çocuklar gibi Pamuk da mışıl mışıl uykuya dalarken, rüyasında rengarenk uçurtmaların birlikte uçtuğu, herkesin el ele tutuştuğu bir dünya görmüş. Paylaşmak en büyük erdemmiş ve o küçük kuzu bunu kalbinin en derininde hissetmiş. Güzellikler paylaşıldıkça çoğalır, dertler ise paylaşıldıkça azalırmış. Ay dede gökyüzünde parlarken, orman sessizliğe bürünmüş ama dostluğun sıcaklığı her yeri sarmaya devam etmiş.