Elif Nine ve Pamuk Kuzu
Elif Nine ve Pamuk Kuzu
Bir varmış, bir yokmuş; evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, Anadolu’nun mor sümbüllü dağlarının eteğinde minik bir köy varmış. Bu köyün evleri taştan, damları topraktanmış. Köyün en sonunda, bahçesi papatyalarla dolu küçük bir evde Elif Hanım Nine yaşarmış. Elif Hanım Nine’nin bembeyaz tülbenti, yüzünde ise kocaman, sevgi dolu bir gülümsemesi varmış. Elif Nine’nin evinin bahçesinde kocaman bir ceviz ağacı, ağacın altında da yumuşacık tüyleri olan Sarıkız adında bir ineği ve her sabah erkenden öten Çilli Horoz’u varmış. Köyün çocukları her gün Elif Hanım Nine’nin yanına gelir, onun anlattığı masalları dinlermiş. Elif Nine ise çocuklara kendi bahçesinden topladığı elmalardan, kaysılardan ikram edermiş. Herkes birbirini çok sever, el birliğiyle mutlu bir hayat sürermiş. Bir gün gökyüzünde pamuk şekerine benzeyen beyaz bulutlar toplanmaya başlamış. Mevsim baharmış ama o sabah güneş her zamankinden biraz daha çekingen davranıyormuş. Elif Nine, bahçesindeki çiçeklerine su verirken gökyüzüne bakmış ve gülümsemiş. Çünkü doğanın canlanması için yağmura ihtiyacı olduğunu biliyormuş.
O sabah köye uzaklardaki uçsuz bucaksız yaylalardan bir misafir gelmiş. Bu misafir, tüyleri gümüş gibi parlayan, boynunda küçük bir çıngırağı olan meraklı bir kuzuymuş. Adı da Pamuk’muş. Pamuk kuzusu, sürüsünden biraz ayrılıp çevreyi keşfetmek isterken yolunu şaşırmış ve Elif Hanım Nine’nin bahçesinin kapısına kadar gelmiş. Kapıdaki çıngırağın sesini duyan Elif Nine, yavaş adımlarla kapıya doğru yürümüş. Karşısında o güzel gözlü, yumuşak tüylü kuzuyu görünce hemen bahçeye davet etmiş. Sarıkız inek, yeni misafiri görünce nazikçe başını sallamış, Çilli Horoz ise 'hoş geldin' der gibi kanat çırpmış. Pamuk kuzu önce biraz çekinmiş ama Elif Nine’nin elinden taze biçilmiş otları yiyince hemen ısınmış. O gün bahçede büyük bir şenlik havası varmış. Elif Nine, Pamuk kuzunun boynundaki bağı düzeltmiş ve ona biraz su vermiş. Akşama doğru bütün köy çocukları bahçede toplanmış. Elif Nine, çocuklara Pamuk kuzunun hikayesini anlatmaya karar vermiş. Masal içinde masal başlamış.
Elif Nine, çocukları yanına alıp ceviz ağacının gölgesine oturtmuş. 'Bakın yavrularım,' demiş nazik sesiyle, 'Doğa bizim en büyük evimizdir. Dağlar, ağaçlar, kuzular ve kuşlar hep birlikte bir bütünüz. Pamuk kuzu yaylasını özlemiş olabilir ama bugün bizimle olması kalbimizi ısıttı. Paylaşmak sadece ekmeği değil, sevgiyi ve yuvayı da paylaşmaktır.' Çocuklar pürdikkat dinlerken Pamuk kuzu da çocukların kucağına başını yaslamış. O sırada aniden gökten ilk damlalar düşmeye başlamış. Ama bu korkutucu bir yağmur değilmiş; toprak kokusunu havaya yayan, serinletici ve tatlı bir yağmurmuş. Elif Nine acele etmeden çocukları ve kuzuyu evin sundurmasına, yani korunaklı balkonuna davet etmiş. Hep beraber tahta iskemlelere oturmuşlar. Yağmur damlaları toprakla buluşunca etrafa öyle güzel bir koku yayılmış ki herkes derin bir nefes almış. Hanım Nine, mutfaktan taze sağılmış sütleri getirmiş. Sütlerin içine birer kaşık bal karıştırmış. Çocuklar ballı sütlerini yudumlarken yağmurun sesini dinlemişler. Pamuk kuzu ise yağmurun şarkısına çıngırağının sesiyle eşlik etmiş.
Bir süre sonra yağmur durmuş ve gökyüzünde rengarenk bir gökkuşağı belirmiş. Anadolu’nun yaylalarında gökkuşağı demek, bereket demekmiş. Elif Nine, 'Haydi bakalım,' demiş, 'Gökkuşağının altından geçmek doğaya teşekkür etmektir.' Çocuklar sevinçle bahçeye fırlamışlar. Yerlerdeki su birikintilerinden zıplarken ayakkabılarının çıkardığı sesler bütün köyü neşeyle doldurmuş. Pamuk kuzu da çocukların peşinden zıplamaya başlamış. O sırada uzaktan bir kaval sesi duyulmuş. Bu ses, Pamuk kuzunun sahibi olan Çoban Ali’nin sesiymiş. Çoban Ali, kuzusunu ararken köye gelmiş. Kapıdan içeri girdiğinde Pamuk kuzuyu ve çocukları bu kadar mutlu görünce yüreciği ferahlamış. Elif Nine’ye teşekkür etmiş. Elif Nine, 'Gönlümüz de evimiz gibi herkese açık evladım,' diyerek Ali’ye de taze pişmiş bir tandır ekmeği ikram etmiş. Çoban Ali ve Pamuk kuzu vedalaşma vaktinin geldiğini anlamışlar. Çünkü her canlının ait olduğu, huzur bulduğu bir evi varmış. Pamuk kuzu, çocuklarla tek tek vedalaşmış ve Elif Nine’nin elini nazikçe koklamış.
Güneş dağların arkasına saklanmaya başlarken, Çoban Ali ve Pamuk kuzu yaylaya doğru yola koyulmuşlar. Köyün çocukları, kuzu gözden kaybolana kadar el sallamışlar. Elif Hanım Nine, bahçesindeki çiçekleri kontrol etmiş; yağmur hepsini tertemiz yıkamış, yapraklarını canlandırmış. Sarıkız inek ahırına gitmiş, Çilli Horoz kümesteki tüneğine yerleşmiş. Köyün üzerine huzurlu bir akşam karanlığı çökerken, her evden mis gibi yemek kokuları yükselmeye başlamış. Çocuklar evlerine giderken Elif Nine’nin anlattığı masalları ve paylaştıkları ballı sütün tadını konuşuyorlarmış. Sevginin ne kadar büyük bir hazine olduğunu, bir yabancıya bile yuva açmanın kalbi güzelleştirdiğini anlamışlar. O gece köydeki her çocuk uykusuna daldığında, rüyasında pamuk gibi beyaz bulutlar ve gümüş tüylü bir kuzu görmüş. Elif Nine ise gaz lambasını söndürmeden önce gökyüzündeki yıldızlara bakıp şükretmiş. Dünya iyilikle döndüğü sürece her sabah güneş yeniden doğacakmış.
Masal bu ya, o günden sonra ne zaman yağmur yağsa ve ardından gökkuşağı çıksa, köyün çocukları Pamuk kuzuyu hatırlar ve Elif Hanım Nine’nin bahçesinde buluşurlarmış. Bilirlermiş ki Elif Nine’nin kalbinde her zaman herkese yer vardı. Küçük yardımlar, içten bir gülümseme ve bir tas sıcak süt bazen en büyük mutluluklardan daha değerliymiş. Anadolu’nun o güzel köyünde masallar hiç bitmemiş, sevgiler hiç eksilmemiş. Gökten üç elma düşmüş; biri bu masalı anlatana, biri dinleyen kuzucuklara, biri de dünyayı sevgiyle dolduran tüm güzel kalplere. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. Köyün taş evlerinde uyuyan tüm çocuklar, sevginin sıcacık battaniyesine sarılarak tatlı uykularına devam etmişler. Gökyüzündeki ay, bir dede gibi köye bakıp onlara iyi uykular dilemiş. Masal burada bitmiş ama sevgisi hep kalmış.